Demokrasi Hatalıdır

Mevcut durumdaki en mükemmel sistem olmasına rağmen demokrasinin de uygulanışta bir takım sorunları vardır ve bu sorunlar devletin yönetimi açısından büyük problemlere yol açmaktadır. Bu konu, demokrasinin hataları üzerine bir inceleme yazısıdır.







DEMOKRASİ HATALIDIR
(Her halk hak ettiği şekilde yönetilir?)
rotalife.com - CANG

Bir yönetimde, demokrasinin var olması için gereken ana şartlar; çoğunluğun istediğinin gerçekleşmesi, azınlıkların haklarının garanti altında alınması, fırsat eşitliği ve ülkenin politikalarının halka dayalı bir çizgide ilerlemesidir. Demokrasiye göre, bütün vatandaşlar, devletin politikasının şekillendirilmesi ve geleceğe dayalı planlarında eşit söz söyleme hakkına sahip olmalıdır. Ne var ki, demokrasinin bu özelliği, demokrasiyi zayıflatmıştır. Elbette, bütün insanlar eşittir. Ancak aynı zamanda da her insan birbirinden farklıdır.
Demokrasinin eksiklerini görebilmek için önce eşitlik kavramını tam olarak anlayabilmek gerekmektedir. Eşitlik, bütün insanların aynı haklara, fırsatlara ve yaşama şansına sahip olması anlamına gelmektedir. Her insanın toplam yetenekleri, toplam değeri eşittir. Örneğin, bir kişi sanatta başarılıdır, sporda kötüdür; başka bir kişi ise sporda iyidir; edebiyatta kötüdür. Bu zincir bu şekilde devam ederek aslında bütün insanları farklı ancak eşit olarak var etmiştir. Gel gelelim, bu yüzden ki, her insanın politik, ekonomik, bilimsel ve siyasal yeteneği ve bilgisi aynı olmak zorunda değildir. Bu nedenle, her insanın oyunun eşit olması da anlamsız olacaktır. Oy verme işlemi bir nevi yönetim üzerinde herkesin eşit hakka sahip olması anlamına gelmektedir. Ancak, düşünün; bir spor dalında veya bir mühendislik alanında bütün insanlar aynı yeteneğe ve eşit bilinçte karar verme mekanizmasına sahip midir? Nasıl ki, bir kaza anında, ortamda bulunan doktor, sağlık görevlileri ve ilkyardım dersi almış olan insanlar duruma müdahale ediyor ve diğer halk karışmıyorsa, aynı şekilde politika ve seçimlerde de bu konularda bilgili ve yetenekli halkın söz söyleme hakkı daha fazla olmalıdır.
Demokrasinin en büyük eksiklerinden biri, yeteneğe ve hak edene değil, daha fazla popüler olana destek vermesidir. Düşünün ki, liselerde bile sınıf başkanı seçilirken çoğunlukla öğrencilerin görüşlerine değil de öğretmenlerinin isteğine göre durum düzenlenir. Aşırı haylaz bir sınıf, kendi gibi bir başkan seçecek ve düzen sağlanamayacaktır. Bu nedenle öğretmen duruma el koyar ve başkanı kendi seçer. Elbette, toplumsal düzende lideri tek bir kişinin seçmesi kabul edilemez, ancak unutulmaması gereken bir şey var ki o da çoğunluğun her zaman doğru seçimler yapmadığıdır. Demokrasiyi olduğu gibi kabul ediyorsak, “çoğunluk her zaman haklıdır” görüşünü benimseriz, ancak çoğunluk her zaman haklı değildir. Hatta genellikle, çoğunluk tarih boyunca yanlış kararlar vermiştir; unutmayınız ki, Adolf Hitler ve George W. Bush gibi yöneticiler demokrasi ile başa gelmiştir. Bu nedenlerle, yanlış ama popüler bir bireyin, devletin başına geçmesini, normal bir durum olarak görmek imkânsızdır. Bazı durumlarda tek bir kişinin kararı, milyonlarınkinden daha doğru ve bu nedenle daha önemli olabilir. Ve yine aynı şekilde örnek olarak, putperest cahiliye dönemi Arapları çoğunluktayken, İslam azınlıktaydı. Eğer cahiliye döneminde eşitlikçi demokrasi olsaydı, İslam ilk ilan edildiği anda seçim yapılacak ve Araplar putperest hayata devam edecekti. Ya da Roma halkı seçimle, Paganizm dinini kabul edecek ve Hıristiyanlık elenecekti. (rotalife.com)
Toplum nadiren doğru kararlar verebilmektedir çünkü toplumları oluşturan insanlar politik konularda çoğunlukla cahildir. Amerika Birleşik Devletleri’nden örnek verirsek; halkın büyük çoğunluğu ne Irak’ın, ne Afganistan’ın, hatta ne de Avrupa’nın yerini bilmektedir. Peki, hiçbir şeyden haberi olmayan bilgisiz bir halk, eşitlikçi bir seçimle birini başa getirdiği zaman bu doğru seçim mi olacaktır? (rotalife.com) Ya da Avrupa’da yükselen milliyetçi seslerin neden olacağı bir dünya savaşı, demokrasi için bir zafer mi olacaktır? Nitekim, istatistikler gösteriyor ki, bir çok toplumda aşırı ırkçı veya aşırı ütopik insanlar bulunmaktadır. Bu ırkçı insanların sayısı artarak ve kendi görüşlerini meclise sokarak yeni bir soykırım yapabilseler, bu demokrasi için ne ifade edecektir?
Demokrasilerde toplumdaki herkes –yönetim seçimi konusunda- eşit olmak zorunda değildir. Çünkü eğitim seviyeleri ve o konu hakkındaki yetenekleri eşit değildir. Siyasal bilgiler okumuş bir erişkin ile okuma yazma bilmeyen bir çobanın veya siyaset ve yönetimle alakasız bir mankenin oyunun eşit olması kadar saçma bir şey olamaz. Zamanında oldukça tepki toplayan “Çobanla benim oyum bir mi?” şeklinde isyanın kökeni aslında oldukça geçmiş zamanlara uzanıyor. Tarih boyunca demokrasi sorgulanmış ancak günümüzdeki sistem pek olarak değişmemiştir. Bunun başlıca nedenleri; karşıtların kendilerini iyi anlatamamaları ve halkın isteksizliğidir. Bir kişinin yüzüne, “senin oyun benimkinden daha değersiz” demek, elbette o kişinin tepkisine yol açacaktır. Aslında, elbette durum böyledir; “senin oyun benimkinden daha değersiz” cümlesi kısmen doğru olabilmektedir, ancak bunu, açıklayıcı, mantıklı ve halkla düşman olmadan yapmak gerekir. Örneğin İslam’a göre; “Bilmeyenle bilen aynı değildir”, okumak ve öğrenmek, İslam’ın ana isteklerindendir. Aynı şekilde bilgiye ve bilgiliye saygılı olmak da bu yükümlülüklerdendir. Kişi, kendinden daha bilgiliye ve yetenekliye saygı göstermek istiyorsa, elbette o konu hakkındaki görüşünün, saygı gösterdiği insanın görüşünden daha değersiz olabileceğini kabul etmesi gerekmektedir. Elbette, çok sık olmasa da, bir konu hakkında hiçbir bilgi birikimi olmayan birisi, o konunun uzmanından daha iyi fikirler yürütebilir. Ancak burada bahsettiğimiz milyonlarca oy ile yapılan bir seçim ve istatistiksel olarak bilmeyenin bilenden daha iyi fikir yürütme olasılığını sıfıra indirmektedir.  (rotalife.com)
Şimdi biraz daha çoban sorununu inceleyelim. Elbette çoban ve bir siyasi bilimler öğrencisi aynı haklara, fırsatlara ve yaşama şansına sahiptir ve bu nedenle de ikisi de değer bakımından eşittir. Zaten ikisi de farklı konularda uzmanlaştığı için ikisinin de kendilerine özgü yetenekleri ve bilgi birikimi bulunmaktadır. Ancak, ne var ki her ikisi de aynı kapasitede ve verimlikte, doğru kararı vererek politik bir seçim yapabilecek durumda değildir. (Burada elbette genelleme yapıyoruz, bir siyasi bilimler öğrencisinden daha fazla politik bilgi birikimi olan çoban da olabilir.) Bu nedenle birisinin oyunun diğerinden biraz daha seçime fazla etki etmesi mantıklı ve kabul edilebilir olacaktır.
Şimdi, öncelikle şunu belirtmek isterim ki, insanların verdiği oylar elbette onların mesleklerine göre değerlendirilemez. Yukarıda verdiğim çoban örneği aslında bir benzetmeyi teşkil ediyor. İnsanların oylarının değeri onların, mesleklerine, mal varlığına, etnik kökenlerine ve dini inanışlarına göre düzenlenemez, ancak insanların yönetimsel konuda ki bilgi birikimi, ülkenin politikalarının farkında olabilme derecesi, yaş ve sabıkasına göre düzenlenebilir. Şimdi, normal bir vatandaşın oyunun değerinin “1” birim olduğunu kabul edelim. Kanunlara uyan, işinde başarılı bir doktor ile basit bir katilin oylarının değeri hiçbir zaman eşit olamaz. Evet, bireyler eşit haklara sahiptir ancak bireylerin topluma ve devlete kazandırdığı fayda aynı değildir. Devletin yönetimi suç işleyen ve devlete ve millete zarar veren bir bireyin belirlemesi oldukça saçma olacaktır. Eğer bir toplumda katil sayısı fazlaysa, yönetime onların istediği tarzda onlar gibi birinin girebilmesi mümkündür. O halde, bu saçma durumdan kurtulmak için suçlu kişinin sabıka kaydına göre oy değeri düşürülür. Hırsızlık yapmış bir kişi ise diyelim ki oy değeri azaltılabilir. Bu sayede topluma zarar veren bireylerin yönetime etkisi en aza indirilmiş olur, ayrıca oy değerlerinin “0” yapılmaması, yine de onların da seçimde az da olsa söz hakkı olduğunu belirtmektedir.
Eğitim ve bilgi konusu ise biraz daha karmaşık bir yapıya sahiptir. Sonuçta kimsenin bilgi birikimi ve kültürü, okuduğu okulla, etnik kökeniyle, dini görüşüyle veya mesleği ile ölçülemez. Elbette, çoban örneğindeki gibi genellemeler yapılabilir ancak tam bir sonuca varılamaz. Bu yüzden eğitim konusundaki politik çözüm yine insanın kendisinden geçmektedir.

***** rotalife.com

Elbette Türkiye gibi bir ülkede demokrasiyi yorumlarken İslam ve demokrasi ilişkisini incelememek olmaz. Demokrasi konusuna dini açıdan bakarsak; gerçek şudur ki, İslam hiçbir zaman monarşiyi onaylamamıştır. “Doğrusu, hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının şerefli kişilerini zillete uğratırlar; evet böyle yaparlar”(Neml-31). Görüldüğü gibi, İslam her türlü saltanat sistemini kötü olarak görmektedir. Diğer yandan İslam Şura adı verilen cumhuriyeti andıran bir sistemi benimsemiştir. “Allah'tan bir merhamet/bir sevgi sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba-saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için; iş ve yönetim korusunda da onlarla şûraya git. Bir kez azmettin mi de artık Allah'a güvenip dayan! Allah, tevekkül edenleri sever” (Ali İmran-159). Şura’da demokrasi vardır, seçilenler seçenleri yönetir, seçenler ise seçilenleri denetler. İslam’ın sisteminde herkesin yönetime müdahale etme ve yorum yapma hakkı bulunmaktadır. Hatta peygamber döneminde bile, özellikle savaşlarda ve güncel konularda; peygamber, öneri getirenleri dinlemiş ve öneri güzelse, kendi görüşünden vazgeçerek öneriyi uygulamıştır. İslam, bu kadar modern ve demokratik bir yönetimi önerirken, günümüzün sahte İslamcıları, hiyerarşik, diktacı ve monarşik zihniyettedirler.
İslam ile demokrasi ilişkisinde ülkemiz açısından en büyük problem ise cehalettir. Ülkemizde milyonlarca kişi, siyaset, yönetim, devlet politikaları ve ekonomik göstergeler hakkında hiçbir bilgi birikimi olmadan, sadece dini görüşlerine göre oy vermektedir. Bir kişi, “çünkü onlar Allah’a inanıyorlar” diyerek belli başlı partiye oy veriyor, diğer kişi ise “şeriata hayır” şeklinde diğer partiye oy veriyor ise, ülkenin demokrasisi çoktan çökmüş demektir. Sorun, her iki kesimde de bulunmaktadır. Bir partiye oy verirken, önemli olan ülkeyi nasıl yönettiği, ekonominin ve işsizliğin ne durumda olduğu, dış politikaları ve iç işleri iken; bizim ülkemizde politika; din, şeriat, türban ve laiklik gibi anlamsız, saçma ve siyaset açısından gereksiz tartışmalarla doldurulmuştur. Devlet laik olmalıdır ve insanlar da istediği inanç şekline göre yaşamakta ve giyinmekte özgürdür.
Dine göre oy veren bir bireyle, yönetim, ekonomi ve ülke politikalarına göre oy veren bir bireyin oyunun değeri asla eşit olmamalıdır. Seksen yaşlarında, “Allah’a oy vereceğim” şeklinde ortalıkta dolanan, okuma yazma bilmeyen, vereceği partinin sadece şekli ezberletilmiş olarak seçime giden bir insanla; oy vereceği partinin bütün politikalarını, ekonomik planlarını ve diğer özelliklerini bilen bir insanın vereceği oy elbette farklı değerlere sahip olacaktır. Bu durum ne eşitlik açısından, ne de demokrasi açısından bir engel teşkil edemez. Hatta oyların değerinin eşit olması, daha çok bilen ve bu nedenle oyu daha önemli olan bireye karşı bir haksızlık olacaktır. Bir başka örnek olarak, hayatı boyunca kapitalist ve seviyeci bir hayat süren bireyin, partisi hakkında hiçbir şey bilmeden “şeriata son”, "Türkiye laik kalacak", “yaşasın çağdaşlık” tarzında sloganlarla, yine bir çoban gibi hiçbir bilgi birikimi olmadan sadece belli başlı partiye oy vermesi aynı şekilde onun oyunu, bilinçli insanlara karşı daha düşük değerde kılacaktır. Elbette, burada bahsetmek istediğim, oy verirken şeriat, modernlik, türban, din gibi konuların es geçilmesi gerektiği değil. Ancak, ne var ki ülkemiz öyle bir hale gelmiş durumda ki, -özellikle de darbeden sonra siyaset ve politikaya karşı halk arasında oluşan uzaklık nedeniyle- demokrasi çürümüş bir durumdadır. Dikkat ederseniz, birçok alanda; politika ve siyaset konuşmak yadırganır hale gelmiştir. Bu durum elbette, apolitik bireyler yaratmıştır. Bu politika konusunda cahil ve politikayı hayatlarından çıkarmış bireylerin seçim zamanlarında da doğal olarak basit gerekçelerle basit oylar vermeleri doğal bir durumdur. Çözüm ise basittir, her ne kadar artık erişkin ve yaşlı vatandaşlar için yapacak bir şey kalmamışsa da, en azından bilinçli yeni kuşakların yetiştirilmesi sağlanabilir. Politika gibi önemli bir konuya olan soğukluk yok edilmeli ve okullarda zorunlu, dinden, din karşıtlığından ve önyargıdan arındırılmış tarafsız politika eğitimi verilmelidir.

***** rotalife.com

Demokrasinin bir diğer büyük eksikliği ise, fırsat eşitliğini aslında bütün halka tanımamasıdır. Demokrasi mantığına göre, bir pozisyona bir çalışan atanacaksa, ya da bir bakanlığa, bakan atanacaksa, o konuda en yetenekli, en bilgili ve en uygun olan kişi değil, en popüler olan getirilecektir. Bu tarz bir sistemde, devlet organlarının işleyişi zayıflar, hata oranları yükselir ve kaliteli kişilerin harcanmasına neden olunur. Üstelik genellikle halk tarafından daha çok sevilen, daha popüler olan kişiler, işlerinde iyi olduklarından değil, halkın ağzından konuşmayı daha iyi bildikleri ve siyasetten daha iyi anladıkları için seçilmişlerdir. Kısaca, demokraside daha iyi olan değil, kendini halkın istediği gibi daha iyi gösteren kazanmaktadır. Ancak bu durumda diğer yandan halk ve devlet kaybetmektedir.
Her ne kadar demokrasilerde bütün insanların seçilme hakkı vardır denilse de aslında bu durum doğru değildir. Nitekim belli bir partiden aday olmak için, zengin ya da ünlü olmak gerekmektedir. Düşünün, demokraside isteyen herkes milletvekili olabilmekte midir? Eğer kişi ünlüyse veya zenginse belli bir partiden belli bir sıradan aday olarak meclise girme şansını yakalar. Lakin kişi bu iki özelliğe de sahip değilse, kişinin seçilme hakkı neredeyse yoktur. Herkesin seçilme hakkına sahip olmadığı, ancak herkesin seçme hakkına sahip olduğu bir sistem olan çağdaş demokrasi, görüldüğü gibi aslında şöhret ve zenginliğe dayanmaktadır. Devlet için yararlı olabilecek yüz binlerce bilgili, eğitimli, kaliteli ve yetenekli  -ancak zengin ve ünlü olmayan- insan varken, meclise şarkıcıların, aşiret liderlerinin veya suçluların girmesi modern demokrasi adına oldukça acı bir durumdur. Zaten, işin ilginç tarafı da şudur ki, seçilen milletvekillerinin çoğunun devletle, milletle hatta seçildikleri şehirle bile alakaları yoktur. (rotalife.com) Unutmayınız ki, ülkemiz İstiklal Marşı’nı veya Türkiye’nin haritadaki yerini bilmeyen, meclise bile tenezzül edip katılmayan, polisle kavga eden, her türlü trafik kuralını ihlal eden, bencil, ahlaksız ve sadece milletvekili maaşı veya biraz önemli görünmek için meclise girmiş milletvekillerine de tanık olmuştur. Kısaca, zaten hiçbir zaman milleti gerçekten temsil eden kişiler meclise girmemiştir ki, biz demokrasinin yüzde yüz oranında işlediğinden bahsedelim. Bir ülke, ancak ve ancak meclisini tamamını bilinçli bir şekilde halkın seçtiği kaliteli milletvekilleri ile doldurduğu zaman gelişecektir. Meclis, bir ülkenin beynidir. "Vücut ne kadar sağlam olursa olsun, beyin sorunlu ise, yenilgi kaçınılmazdır."


Paylas

 Bu yazı Rotalife.com için CANG tarafından yazılmıştır.



                                                                                                                                                  

BU KONULAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR:

                                                                                                                                                  


YASAL DURUM Rotalife.com da ki yazılar FSEK 25. ve 36. madde kapsamında kaynağı gösterilmek ve küçük bir miktarı olmak şartı ile başka sitelerde kullanılabilir. Yazının kaynaksız ve tam olarak başka siteler tarafından çalınması durumunda söz konusu olan web sitesi ve paylaşımcı hakkında suç duyurusunda bulunulacak ve muhtemel sonuçlarda adı geçen web sitesi erişime kapatılacaktır.  

www.Rotalife.com  
Copyright ©  
All Rights Reserved 

5 yorum:

Türkiye gibi ülkelere demokrasi çok fazla şeriat lazım veya manda yönetimi bizim halkı memnun edecektir.....

İslami yönetim gelsinde anlasınlar demokrasinin faydasını!

Sorun demokraside değil onu uygulayanlarda.

İslam demokrasiden daha özgürlükçü ve güzel bir yönetim şeklidir!

islam en güzel dindir ama devlet ve din işlerini ayrı tutmak lazım...

Yorum Gönder